Skip to content

Obsesif yonlerimizi sevmek, çünkü burada yeni fırsatlar var.

Alışkanlık oluşturma, kendini ölçümleme, bolca plan yapma ve liste yapma gibi konulara çok obsesif olduğum konuların başında. Attığım adımları ve aldığım nefesi bile ölçme konusunda ileri gitmişliğim vardır. Bazen mutsuzluk sebebi, çünkü, plan yapmak o kadar güzel gelebiliyor ki, aksiyona zaman kalmayabiliyor. Farklı şekilde yorumlayabilsek de, şu an için, işe olumlu tarafından bakmak daha yapıcı olacak benim için. Bu düşkünlük sayesinde, insan kendisini daha iyi tanıyor ve daha kolay değişebiliyor diyerek noktalayayım.

Üniversitedeyken, sanki düşünmeye daha çok zamanım vardı. Bir de, sanki, herşeye muhalif olma görevini biçmiştim kendime. Yönetim dersinin girişinde etkinlik/etkililik konusu anlatılır. İşletmelerde başarının iki temeli olduğunu söylerler. İlki, “doğru işi yapmak” yani etkinlik; ikincisi de “işi doğru şekilde yapmak” yani etkililik. O zamanlar bu denklem içinde bir de “niyet” in olması gerektiğini düşünürdüm. Yani, kişinin yapısının, o işle doğru şekilde uyuşması ve doğru niyete sahip olması da başarının belirleyicisi olmalıdır diye yazılar yazmıştım.

Şimdilerde, yenilikleri düşünürken benzer bir bakış açısına sahibim. Insanın “niyet”lerini görmesinin en güzel yeri, o kişinin takıntılarına bakmaktır. Hepimizin bazı takıntıları vardır. Uçlarda yaşayışları vardır. Insan, bu konularda uçlarda yaşadığı için bizim göremediğimiz bir ihtiyacı ve konuyu çok daha iyi hissedebilir. Kendim üzerinde uyguluyorum bu düşünceyi. Bir fikir aklıma geldiği zaman artık “Bunu neden ben yapayım ki?” diye soruyorum. Ya da bir obsesifliğimi keşfettiğim zaman. “Super, şimdi bunu nasıl bir işe dönüştürebiliriz?” diye soruyorum. Bütünlük de buradan doğuyor gibi hissediyorum. Yaptığım herşeyin, karakterimden bir parçayla, bir obsesiflikle bağlı olması fikri hoşuma gidiyor.

habitclock_logo

İşte, Habitclock fikri de bu arayışlar sonucunda doğdu. “Bir obsesifliği, herkes için faydalı bir araca dönüştürebilir miyiz?” diye düşündük. Habitclock’u tanımlarken “Sizi başarıdan başarıya koşturacak çalar saat” olarak tanımladık. Beklenti oluşmaması için şimdiden yazayım. Bu yeni büyük iş/fikir vb. değil. Sadece, deneysel bir projemiz. Detaylı olarak nasıl çalışacağını merak ediyorsanız bu blog yazısını okuyabilirsiniz. Gelişmelerden haberdar olmak isterseniz de siteyi ziyaret edip email listemize kayıt olabilirsiniz.

İnsana dair içgörülerde işimiz için yeni fikirler bulmak.

Tedle21gun projesini duymuş muydunuz? Biz bunu macera diye adlandırdık. İnsanları 21 gün boyunca bir TED videosunu izlemeye ve onunla ilgili yorumlarını yazmaya davet ettik. Hala katılmadıysanız, şiddetle incelemenizi ve katılmanızı tavsiye ediyorum.

Bu macerada benim aklımda, tortu olarak,  bir konu kaldı. İşlerimizde hepimiz yenilikler yapmaya, bu yüzden müşterileri dinlemeye, çeşitli testler yapmaya veya dünyayı takip etmeye çok meyilliyiz. Ancak çoğu zaman yetersiz kalıyoruz. Çok basit görünebilir bu söz ama yenilik fikirlerimizin kökeninin insana dayandığından emin olmalıyız ya da tam tersine, kökünde insan, insanın ihtiyaçları ve insanların karar alma şekillerini barındıran fikirleri işimize yenilik olarak yansıtabiliriz.

TED macerası sırasında/sonrasında bolca, insana ve insanın karar alma şekline yönelik videolar izledim. Anlatılanlar, insana yönelik şeylerdi. Ancak sonradan, çok beğendiğimiz modelleri neden beğendimizi ve neden başarılı olduklarını bu içgörülerle daha iyi açıklayabilmeye başladım.

Buradaki fikirlerin aynı zamanda, sektörleri değiştirdiğini ve yeni ekonomiler yarattığını görebilirsiniz. Örneğin son zamanlarda heyecanını kaybetmiş, karşılaştırma sitelerinin, insanın seçim sürecine yönelik içgörülerle yeniden tasarlanan heyecan verici örneklerini görüyoruz.

BitCoin ve İşletme Finansmanı

Bir keresinde Serbay, bana yurt dışında bir şirketin yönetim modelinden bahsetmişti. Bu şirket, bir silikon vadisi şirketi. Dünyanın dört bir yanına yazılım ürünü satıyor. Ancak, şirketi, kurucuları finanse ediyor. Rekabetçi bir piyasada, fonlama almadan devam etmek, her zaman zor olmuştur.  Ürünü geliştirmek ve ürünü daha rekabetçi yapmak için farklı farklı uzmanlarla çalışmak istiyor. Ancak, onlara ödeyecek paraları yok. Bu şirkette, şöyle bir sistematik geliştirmiş. Uzmanlara diyorlar ki, bize hizmet verdiğiniz her bir saati buraya işleyin. Şirkete yaptığınız katkı/saat karşılığında size şu an para ödeyemiyoruz ancak bunu hisse opsiyonu ile telafi etmek istiyoruz. Kurucular, şirketin belli bir oranını bu uzmanlara ayırmış. Uzmanlar da şirkete katkıları çerçevesinde bu orandan pay alıyorlar.

bitcoin

Son zamanlarda, dijital para birimi BitCoin’i çokça gündemde. Ben de 1 BitCoin satın aldım, ancak hala zengin olmuş değilim ama hala 5 dolar kardaymışım. BitCoin, aslında, açık kaynak bir sistem üzerine çalışıyor. Yani, kendi BitCoin sisteminizi yaratabiliyorsunuz. Tabi ki yaratacağınız yeni para birimini kimse kullanmazsa, sonuçta işin bir değeri olmayacaktır. Ancak, bu sistemi alıp kapalı sistemlerde tekrar yorumlamakta fırsat olabilir mi?

Yazının başında bahsettiğim örneği düşünün. Bu sistemin yürütülmesi ve takibi sadece bir GoogleDocs üzerinden yapılıyormuş. Aynı yapıyı şirkete özel bir BitCoin sistemi üzerinde gerçekleştiğini düşünün. BitCoin’in değeri şirketin hissesinin değerine bağlı. Gerçek dünyada alışverişinin yapılabiliyor olması kritik değil. Şirketin her iş gücü ihtiyacı olduğunda para basıp bu ihtiyacını gideriyor. BitCoin fiyatları da veya fiyat karşılığı hisse oranları da otomatik olarak hesaplanıyor. Tüm bu işlemler, daha yapısal bir otoritenin altında gerçekleşirse, dünyada yeni bir çalışma tipinin de önünü açabilir.

Diğer yandan bu konseptin, bireysel kullanımına örnek olarak zumbara.com‘u da incelemenizi tavsiye ederim.

 

Barry Schwartz: Bilgelik Üzerine

Ted maceramın son gününde, bir iş filozofu olan Barry Schwartz’ın bilgelik üzerine sunumunu izledim. Barry Schwartz, bilgelik, liderlik, iş psikolojisi ve karar  süreçleri üzerine başkaca kitapları da bulunuyor. Hatta, “Bolluk Paradoxu” isimli kitabı Türkçe olarak da raflarda.

Kurallar ve bilgelik arasındaki fark hakkında hastanelerde çalışan temizlik görevlileri hakkında bir örnek veriyor. Bu görevdeki kişilerin, iş tanımlarına baktığımızda normalde, temizlikle ilgili onlarca madde var. Diyor ki, bu temizlik görevlilerinin morgda çalışması ile hastanede çalışması arasında bir fark olmalı. İşlerini iyi yapan kişiler, bu kuralların ötesinde bir bilgeliğe sahipler. Örneğin, odayı temizlemek bir iş tanımıysa, bu kuralın ne zaman, nasıl dışına çıkılabileceğini bilmek bilgeliktir. Hastalar uyurken, elektrikli süpürgeyi, iş tanımında olmasına rağmen çalıştırmamak bilgeliktir. Hastalara şefkat göstermek, özen göstermek, aynı şekilde bilgeliktir. Barry, ayrıca, bu kişilere, işlerini öğrenmenin zor olup olmadığını sorarsak, bize işlerini öğrenmenin zor olacağını söyleyeceklerini söylüyor. Ama, zor olan şey, çöpleri boşaltmak ve temizlik yapmak değil, insanlara özen göstermeyi öğrenmektir.

Bu örnek, hem kendimle ilgili, hem şirketimizde çalışanlarla ilgili, hem de müşterilerimize sunduğumuz hizmetle ilgili aklımda yeni sorular/yeni yaklaşımları beraberinde getirdi. En basitinden, Barry’nin önerdiği, iş tanımlarını bilgelik/iletişim ile ilgili sorumluluklara daha fazla vurgu yapmalıyız.

Barry, bilgelikle ilgili şunu söylüyor. Ki, bunu çevremde çok fazla gözlemliyorum. Barry, diyor ki, “Bilgelik için fazlaca zeka gerekmez, bilgeliğin ön koşulu zeka değildir, ancak; bilgelik olmadan zeka yetersiz kalır.” Ve, “Bilgelik öğrenilir, Bilgelikle doğulmaz.” diye ekliyor.

Tam on yıl önce Melih Arat’tan dinlediğim bir sözü, kulağıma küpe etmiştim. Melih Arat, yaratıcı olmanın kurallara karşı gelmek anlamına gelmediğini, yaratıcı olmanın önce kuralları bilmeyi, sonra, kuralların ne zaman, hangi varsayımlarla doğru olduğunu ve nasıl çiğnenebileceğini bilmekten geçtiğini söylemişti. Barry’nin pratik bilgelik, dediği şey aslında Melih Arat’ın yaratıcılığı anlattığı örnekle çok benzerdi. Kurallar belirlerken, ne zamanlar geçerli olduğu konusunda da açık kapı bırakmak gerek bazen.

Son olarak, Barry Schwartz, “bilgelik, erdem gibi kavramların günümüz insanları için eski moda terimler olduğunu söylüyor.” Biraz haklı, kendine hedef olarak “Daha erdemli olacağım” veya “Bilgeliği Öğreneceğim” diyen birisini duymadım. Ancak, iyi haber, bu kavram aslında, daha havalı terimlerle önümüze tekrar sunuluyor. Facebook ile populerleşen “Hacking Culture” kavramı aslında bilgelik kavramının dijitalle yeniden paketlenmesi gibi.

Munir Virani: Akbabaları Neden Severim? (Sevmeliyiz?)

Ted maceramda bugün doğa ile ilgili bir konuşma izledim. Munir Virani, “Akbabaları neden sevmemiz gerektiğini anlatıyor.” Düşünmediğimiz, nedenler var tabi ki, ancak, en açık neden, akbabaların nesli aksiyon almazsak tükenmek üzere.

Munir, sunumda akbabaların kötü marka imajı ile ilgili örnekler veriyor. Dilimize baktığımız zaman, bizdeki algı da aynı. “Akbabalar gibi üşüşmek” diye bir deyim var örneğin. Veya, biraz Google araştırmasıyla, Mevlana’nın “Avlanmak istedik mi uçup gittiğimiz yer Kafdağı’dır. Akbaba gibi leş avlamayız biz.” gibi, akbabaların negatif taraflarını anlatan deyişlerimiz var. Munir, sunumunda, akbabaların, doğa için ne kadar önemli bir çöp toplayıcıları olduğunu, akbabalar olmazsa, dünyada hastalıkların nasıl çok hızlı yayılacağını, leşlerin nasıl çürümeyeceğini anlatıyor. Yani, çoğumuza olumsuz algısı olan bir hayvan, oysa ki, doğa için ne kadar kritik.

Bu videoyu izleyince, aklıma, seneler önce katıldığım bir konferansta, icradan satılık ürünleri haber veren bir sitenin sahibinin sözleri aklıma geldi. Baktığımız zaman, icradan ürün almak ile akbaba gibi leşleri toplamak aslında benzer benzetmeler. Ki zaten, sunumda “Gece huzurlu uyuyabiliyor musunuz?” diye bir soru geldi. Kendisi de benzer şeyler söyledi, ama bence, en huzurlu uyuması gereken kişilerden birisi o site sahibi. Düşünsenize, bir adam, zor duruma düşmüş ve malı icraya düşmüş. Burada kimsenin yapabileceği birşey yok. Eğer, o icra ihalesine kimse katılmazsa, malı, çok düşük bir fiyatla alıcı bulacak. Adamın zorlukları artacak. İcra sitesi, bu ihale ilanını herkese duyurduğu için, aslında malı, çok daha yüksek bir fiyattan alıcı bulacak. Böylece, adamın acısı azalacak ve daha iyi bir teklif alacak. Yani, adama, en büyük iyiliği aslında bu site yapıyor.

Akbabalara geridönecek olursak, ülkemizde dört farklı türde akbaba yaşıyormuş. Yaşadıkları soyu tükenme tehditi, Türkiye’deki akbabalar için de geçerli. Avcıların, zehirle avlanmaları sonucu, akbabaların nesli tehlikede. Sunucu, bu konuda aktif olmamızı ve gürültü çıkarmamızı öğütlüyor. Bu videoyu izledikten sonra, kesinlikle, hepimizin, akbabalara yönelik bakış açımız değişti. Bunları dünyaya yayalım, ülkemizde neler oluyor diye bakalım ve akbabaların marka imajlarını iyileştirelim.

Robert Neuwirth: Kayıt dışı ekonominin gücü

Ted maceramda bugün, içinde biraz ekonomi olan, biraz da alışık olduğumuz kavramlara farklı şekilde bakmamız konusunda heyecanlandıran bir video izledim. Konuşmacımız Robert Neuwirth, uzun yıllar, gelişmekte olan ekonomileri incelemiş ve kendi deyimiyle gecekondu ekonomileri modellemiş. Hemen belirteyim, ziyaret ettiği şehirler arasında istanbul da var.

Sunumdaki en sıradışı düşünüş, bir markanın taklit ürünlere karşı yaklaşımıyla ilgiliydi. Marka yöneticisi diyor ki “Taklit ürünleri bir pazar araştırması olarak kullanıyoruz. Eğer, rakiplerimin ürünleri taklit ediliyorsa ama benim ürünlerim taklit edilmiyorsa, bu benim için uyarı mesajıdır”. Benzer şekilde AngryBirds’un yaratıcısı Rovio’dan şöyle bir söz duymuştum; “Bizim başarı göstergemiz Çin’de taklit edilmek, o zaman başardığımızı anlayacağız.”

Sunumdaki bir başka yaklaşım, “Kayıt dışı ekonominin, markalar tarafından nasıl iş fırsatı” olarak değerlendirebileceği hakkında. Türkiye’de yaşayan bizlere hiç uzak kavramlar değil. Nijerya’lu MTN firmasını veya başka bir gıda firmasının nasıl işler geliştirdiklerine örnek veriyor.

Bir başka çarpıcı örnekse, kamuoyunun, kurumsal şirketlere ve kayıt dışı ekonomilere bakış açısıyla ilgili. Konuşmacı, kayıtlı ekonomilerde olan şeffaf olmayan örneklerin varlığından sözediyor. Siemens, örneğiyle, birçok firmanın senede yüzmilyonlarca dolar rüşvet verebildiğini örnekliyor.

Son olarak, 1.8 milyar kişinin bulunduğu, gelişmekte olan pazarlara daha yakından bakmak gerek. Bu pazar, dünyada büyümesini sürdüren en büyük segment. Önümüzdeki yıllarda, dünyadaki pazar büyümesi daha çok buradan gelecek. Yakından takip etmekte fayda var.

Baba Shiv: Bazen sürücü koltuğunu bırakmanın neden iyi olduğunu anlatıyor.

Baba Shiv, bir ekonomist. İnsanların karar verme şekilleri üzerine çalışıyor. Bu sunumda bazen, kendimizi güvenilir ellere teslim etmenin, kararı kendimizin veriyor olmasından daha iyi olduğunu anlatıyor.

Sunumda, hikayesinin temeline aslında biraz trajik bir başlangıç var. Eşi, yaklaşık beş yıl önce göğüs kanseri olmuş. Bundan sonra, tedavi sürecinde kendilerine en çok acıyı veren şeyin tedavi kararlarını vermek olduğunu söylüyor. Hatta, hastalığı öğrenmenin şokundan bile daha fazla bir zihinsel acı yaşattığını söylüyor. Çünkü, her zaman, “Acaba diğer seçenek nasıldı?”, “Acaba, bu kararı vermedim diye daha fazla acı yaşayacak mıyım?” gibi endişeler yaşatıyor insana.  Sunumunda ne zaman, sürücü koltuğunu bırakmanın bizim için daha iyi bir seçenek olacağını anlatıyor. Bunun içinde, (ingilizce kısaltmalardan oluşan) INCA yöntemini anlatıyor.

İlk aldığım ders, hayatımda, farklı alanlarda sürücü koltuğumu bırakabileceğim güvenilir insanlara daha fazla vakit ayırmam ve daha iyi tanımam gerektiğini farkettim.

Diğer yandan, aslında, işyerinde, müşterilerimize sunduğumuzun da, bir şekilde, onların sürücü koltuğuna oturmak ve onları doğru kararlarla, güvenli şekilde amaçlarına ulaştırma olduğunu daha iyi farkettim. Bunu, şirket olarak, daha iyi özümsememiz gerekecek.

JR: Sanat ile Dünyayı Nasıl Değiştiriyor?

Ted maceramda bugün, işlerini farklı bloglarda hayranlıkla izlediğim, ama hikayesini ve gerisindeki akım hakkında düşünmediğim sokak sanatı ile dünyayı değiştiren JR’nin hikayesi var.

JR, kariyerinde yaşadığı değişimi şöyle anlatıyor. İlk başta, grafitileriyle “Ben buradayım” mesajını veriyormuş. Sonradan, ötekileştirdiğimiz insanların da burada olduğunu göstermek için “Onlar Burada” mesajı veren grafitiler yapmış. Geçen yıl da, bunu dünya çapında bir akıma dönüştüren insideout akımını başlatmış.

“Sanat dünyayı değiştirebilir mi?” diye soruyor. Güzel bir tesadüf olarak, Tunus’daki eylemlerden önce, insideout hareketinin Tunus’ta neler yaptığının örneklerini veriyor. Filistin’de, Amerika’da, Afrika’da… dünyanın dörtbir yanında, sanat ile dünyayı değiştiren örnekler sunumunda var.

Sunumda fotoğrafların gücünü de anlıyorsunuz. Hiç fotoğraflarını görmedim ama şimdi Almanya’da olan bir arkadaşım, çalıştığı çocuk polikinliğinde çocukların resimlerini çekiyormuş. Çocukların kliniğe geldikleri ilk an ve onların klinikte geçirdiği mucizevi dönüşümü fotoğraflıyor. Bu fotoğraflarda çocukta, “Ben buradayım” ve “Ben başardım” gibi duyguların geliştiriyor. Çok basit ama çocuk için yaşam değiştirici bir etkisi var.

Inside out projesine biraz daha yakından bakalım. Sunum yapan JR’ın da dediği gibi, proje, “Akım nasıl yaratılır?” konusunda çok ince ayrıntılar içeriyor. Siteyi ziyaret ederseniz, bu projeye katılan onbinlerce kişiye nasıl dahil olabileceğinizi görebiliyorsunuz. Ben de şimdi mail atıp, projeye dahil olmak istediğimi söylüyorum. Baştan sona, buradaki motivasyonu ve akışı deneyimlemek istiyorum.

Aslında, Tedle21gun projesinde bizim de başlatmak istediğimiz benzer bir akım. Biz de,  ilham verici videolarla insanların kendilerini daha iyi tanıyarak kendi dünyalarında fark yaratabileceğini düşünüyoruz. InsideOut projesiyle çok benzer bir medya kullanıyoruz. Insideout’un fotograflarla yaptığını biz blog yazıları ile yapıyoruz. Bir yıl sonra, biz de, sitemizde yazılan onbinlerce yazıdan bahsedebilmeyi ve milyonlarca kişiye ilham vermiş olmayı diliyoruz.

Stacey Kramer: Hayatta aldığım en iyi hediye

Bazı şeyler vardır. Bilirsin, ama deneyimlemeden gerçekten anlamazsın. “Herşeyde bir hayır vardır” sözü de böyle. Eskiden, bunu sadece bir teselli zannederdim. Birşey ters gittiğinde anneannem bolca söylerdi.  Bu yaklaşımı anlamış olmak tarif edilebilir birşey değil benim için. Belki, önce o acıyı yaşamak ve doğru tutumla oradaki hediyeyi alıp o şeyi hayırlı birşeye dönüştürdükten sonra daha iyi anlıyoruz. Bazen de hediyeler hemen açıkta, kendini belli eden şekilde olmuyor. Steve Jobs’ın çok ilham verici bir sözü var. “Noktalar, ileri doğru birleşir.” O an göremiyorsun, ama bir gün, bir yerde, o şey, öyle güzel birşey çıkarıyor ki, şaşırıp kalıyorsun.

Stacey gibi dramatik anlarım olmadı. Ama, benim de, bir saniye sonra nasıl nefes alırım diye düşündüğüm anlar oldu. Stacey’in dediği gibi, “Eğer bir daha karşı karşıya kalırsanız beklenmedik birşeyle, istenmeyen ve belirsiz, düşünün bu sadece bir hediye olabilir”

Kulağıma küpe yaptım.

Arthur Benjamin: Istatistik ve Olasilik Bilmenin Önemi.

Ted maceramda bugün kendisini Mathemagician (matematik sihirbazı) olarak tanımlayan, matematik profesoru Arthur Benjamin’in matematik eğitimi konusundaki yenilikçi yaklaşımını izledim.

Arthur’un kendisi bir Matematik profesörü. Matematik’in hala çok önemli olduğunu söylüyor ve doğanın kanununun matematikle yazıldığını söylüyor. Ancak, matematik öğreniminde “olasılık ve istatistik” konusunun matematik öğretiminden önce olması gerektiğini savunuyor. Sebepleri de çok rasyonel. Çünkü, dünyamız da analogdan dijitale geçiş yaptı. Dijitalde, ayrık matematik, olasılık gibi konular bulunuyor. Diğer yandan, olasılık ve istatistik, günlük yaşamla ilgilidir. Kararlarımızı daha iyi almak, riski ve ödülü doğru şekilde hesaplamakla ilgilidir. Calculus öğrenen bir üniversite öğrencisinin bunu günlük hayatta nasıl kullanacağı hakkında fikri olmazken, istatistik öğrenen bir üniversite öğrencisinin bunu günlük yaşamda kullanabileceği yüzlerce alan olabilir.

Bu konuda bir de kişisel deneyimim var. Üniversitedeyken ben de istatistik eğitimi aldım. Ama o günlerde, bunun ne demek olduğunu, benim ne işime yarayacağı konusunda en ufak bir fikrim olmadı. Üniversiteden mezun olunca, ihtiyacım olduğu için istatistik kitabıma tekrar geri döndüm ve bu sefer keyif alarak aynı kitabı okudum. Tim Harford’ın “Hayatın Mantığı” kitabıyla tanışmamla da istatistiğin aslında hayat demek olduğunu anlamama vesile oldu. Karar olarak da, yaza doğru, bilgilerimi tazelemek için bir istatistik çalışması yapacağım.